“`html

Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi ve Suriye’de Esad rejimi tarihe karıştı.
İran’ın yıllardır bölgedeki etkisini sürdürmeye çalıştığı “Şii kuşağı” büyük ölçüde zayıflatıldı.
Şu anda Tahran’daki Molla rejimi hala varlığını sürdürüyor; ABD’nin bölgeye gönderdiği askeri güçler göz önüne alındığında, onun da sonu muhtemel görünüyor.
ABD Başkanı Trump, bölgeye “düzen verilmesi” sonrası Amerikan askerlerinin Ortadoğu’dan çekileceğini açıkça belirtiyor. Tüm bölge, bu çekilme için “ertesi günden” hazırlık yapıyor.

Bölgesel İttifaklar Dönemi

Ortadoğu, Washington ile ilişkilerini önceliklendiren, ancak birbirleriyle rekabet içinde olan iki farklı ittifaka yöneliyor.
İlk stratejik yapılanma hakkında bilgi veren İsrail Başbakanı Netanyahu, altıgen bir ittifak oluşturacaklarını belirtti; bu ittifaka Hindistan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve bazı Arap ile Afrika ülkeleri dahil olacak.

Netanyahu’nun bu açıklaması, Hindistan Başbakanı Modi’nin İsrail ziyaretinden önce geldi. Hindistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Ankara’nın Pakistan’a askeri destek vermesiyle son dönemde gerilime sahne oldu.
– İsrail Başbakanı’nın adını vermediği Arap ülkesini tahmin etmek zor değil; Birleşik Arap Emirlikleri, uzun zamandır hem Ortadoğu’da hem de Afrika’da mali gücünü kullanarak kiralık askerlerle İsrail’in “taşeronu” gibi hareket ediyor.

Afrika’da ise Somaliland’ın yalnızca İsrail tarafından tanınması, bu bölgenin “Afrika’daki üs” olarak kullanılacağının bir işareti.
Netanyahu, oluşturulmakta olan ittifakın “radikal Şii ve radikal sünni eksenlere karşı” şekillendiğini ifade etti; ancak bunlar hakkında derin bir açıklama yapmadı. “Radikal Şii ekseninin” İran’daki molla rejimi ve bölgedeki uzantıları olduğu açık.

“Radikal Sünni ekseni” ifadesiyle, Netanyahu’nun Türkiye ve Suudi Arabistan ile son dönemde gerginlik yaşayan ülkeleri kastettiği düşünülüyor.
– Diğer bir ittifak ise Türkiye ve Suudi Arabistan etrafında şekillenmekte; bu ittifakta Katar ile Somali ve Sudan’ın mevcut hükümetleri yer almakta. Her iki ülkede de iç savaşta hükümete karşı duran güçler ise İsrail merkezli ittifakta yer alıyorlar.
Bölgenin güçlü ülkelerinden Mısır, Suudi Arabistan-Türkiye’ye daha fazla yaklaşırken, İsrail ile ilişkilerini bozmama çabasında.

Ayrıca, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret eden Etiyopya’nın, bu hafta İsrail Cumhurbaşkanı Herzog tarafından ziyaret edilmesi, bu güçlü Afrika ülkesinin “paylaşılamayanlar listesinde” yer aldığını gösteriyor. Suriye ise mevcut durumda adeta İsrail ve Türkiye arasında “faaliyet alanlarına” bölünmüş durumda.
Her iki blok dışında kalan Azerbaycan, hem İsrail ile hem de Türkiye ile ilişkilerini “barıştırmak” için yoğun çaba harcıyor.

Alternatif Ticaret Yolları; TRIPP’e Karşı IMEC mi?

Ortadoğu’daki bu iki blok arasındaki rekabetin askeri olmaktan ziyade, ticaret ve enerji yolları, lojistik hatları üzerine yoğunlaştığını belirtmek mümkündür.

İsrail/Hindistan ekseninin Asya pazarını Avrupa ile birleştirmeyi hedefleyen IMEC ticaret hattını öne çıkardığı görülürken, Türkiye her iki bölgeyi Kafkasya üzerinden birleştirecek Zengezur koridoru/TRIPP hattı ile Irak üzerinden geçen Kalkınma Yolu Projesinin bayraktarlığını yapmaktadır.
Kafkasya’daki normalleşme, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin Washington’da barış için niyet beyan etmelerinin ardından somut adımlar atmaya başlamıştır; yeni ulaşım hatları konuşulmaya başlandı.

Türkiye’nin henüz Ermenistan’la resmi diplomatik ilişkisi yok, ancak THY, Erivan’dan Los Angeles’a doğrudan uçuşlar düzenlemeye başladı. Ermenistan Turizm Komitesi Başkanı, anlaşmaya varıldığını ifade etti; hafta boyunca THY’nin Los Angeles ile haftanın her günü doğrudan sefer yapması planlanıyor. Mayıs ayında ise doğrudan sefer sayısının haftada 10’a kadar çıkabileceği öngörülüyor.

Kuzey Çevre Demiryolu Projesi’ne Uluslararası Destek

Türkiye’de Ulaştırma Bakanı Uraloğlu, bu hafta açıkladığı Kuzey Çevre Demiryolu Projesi için 6 uluslararası finans kuruluşuyla toplam 6.75 milyar dolarlık ön finansman anlaşması yapıldığını belirtti.
Gebze-Sabiha Gökçen Havalimanı-Yavuz Sultan Selim Köprüsü-İstanbul Havalimanı-Halkalı güzergahını kapsayan proje, Dünya Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Asya Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası, OPEC Uluslararası Kalkınma Fonu ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından desteklenecek.

Hattın tamamlanmasıyla Marmaray üzerindeki yük ve yolcu taşımacılığı rahatlayacak, İstanbul Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanı ilk defa doğrudan demiryolu bağlantısına kavuşacak. Proje sayesinde Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki demiryolu taşımacılık kapasitesi de artacak.
Avrupa Birliği’nin uzun bir aradan sonra Türkiye’ye yatırım yapması da tesadüf değil; AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Martha Kos’un bu ayın başında Türkiye ziyareti sırasında, Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye 200 milyon Euro’luk kredi sağlayacağını duyurması dikkat çekicidir.

Kos, AB’nin Türkiye, Güney Kafkasya ve Orta Asya arasındaki ticaret bağlantılarını desteklediğini, bu sayede bölgede yeni ekonomik fırsatlar yaratıldığını vurguladı.

ABD Askerleri Çekilirken, ABD Şirketleri Giriyor

ABD yönetimi, her iki ticaret hattına da destek veriyor. Amaç, tek bir alternatife bağlı kalmamak ve ABD’nin bölgedeki etkinliğini artırmak.
Nitekim, Amerikan askerleri -İran’da belirli bir “nizam” sağladıktan sonra- bölgeden çekilirken, yerlerini ABD enerji şirketleri almaya hazırlanıyor. Chevron’un Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ve Türkiye ile yaptığı anlaşmalar, bunun bir örneğidir.
Chevron, geçtiğimiz hafta Irak’ta imzaladığı yeni anlaşma ile Ortadoğu’daki varlığını güçlendirdi; şirket, Irak Basra’da Rusya’nın Lukoil şirketi tarafından işletilen Batı Kurna 2 projesini devralmak üzere Bağdat hükümeti ile anlaşma imzaladı.

Lukoil’un 2009’dan bu yana işlettiği saha, Irak’ın toplam petrol üretiminin yaklaşık %10’unu oluşturarak, günde 480 bin varil petrol üretme kapasitesine sahip.

İlginç Gelişme; Halkbank Davası Tekrar

Türkiye yeni ittifaklar aracılığıyla bölgesel etkisini artırmaya çalışırken, ABD’den dikkat çekici bir haber geldi. Halkbank davasına bakan New York Güney Bölge Federal Mahkemesi hakimi Berman, 27 Ocak’ta gerçekleştirilmesi planlanan fakat iptal edilen durum konferansı için 3 Mart 2026 tarihine yeni bir randevu belirledi.

ABD hukuk sisteminde “durum konferansı”, davadaki tarafların Hakim tarafından bir araya getirilip, davaya ilişkin takvim ve gidişatın belirlenmesi için kullanılıyor.
Halkbank davasının, ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesi ile çakışması ilginçtir; Türkiye, ABD’nin İran’a yönelik herhangi bir askeri operasyonuna karşı çıkıyor ve AK Parti hükümeti bunu önlemek için aktif çaba sarf ediyor.
Tarih, ABD’nin stratejik amaçlar için her türlü aracı kullanmaktan çekinmediğine dair birçok örnekle doludur.

Halkbank meselesinin bu dönemde, Trump-Erdoğan ilişkilerinin olumlu seyrine rağmen yeniden gündeme gelmesi manidar bir durum olarak değerlendiriliyor.

Loğoğlu: Türkiye, ABD’nin İran Müdahalesine Katkı Vermemeli

Ankara’nın İran-ABD arasında barışı sağlamaya yönelik diplomatik tutumuna karşılık, Türkiye’deki NATO uçaklarının İran merkezli istihbarat topladığına dair haberler gündeme geldi.
Bloomberg’in haberine göre, NATO’nun Rusya’yı izlemek amacıyla Konya’da konuşlandırdığı AWACS radar uçaklarının son dönemde rotasını tamamen İran’a çevirdiği belirtilmektedir. Eğer bu bilgiler doğruysa, Türkiye’nin tarafsızlığını kaybetmiş olduğu yorumlarına sebep olabilir.

Türkiye’nin önde gelen diplomatlarından, eski Dışişleri Müsteşarı ve Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, sosyal medya üzerinden hükümeti bu duruma karşı uyardı.
Loğoğlu, “ABD uçakları, ister NATO kılıfıyla olsun, Türkiye’nin İran sınırında İran’a dair istihbarat topladığı haberleri doğruysa, çok ciddi bir hata yapılmaktadır. Türkiye, ABD’nin İran müdahalesine hiçbir şekilde taraf olmamalı, katkı vermemelidir. Trump gider, İran kalır!” ifadelerini kullandı.

“`